Bu Dünya Sınav Dünyası…

Üniversiteye girmek isteyen de, kaymakam, polis olmak isteyen de, yüksek lisans, doktora yapmak isteyen de, tıpta uzman olacak olan da ve daha bir sürü şey yapmak isteyen de aynı kurumun sınavına girmek zorunda.

 

ÖSYM…

 

Varlığını ilk, üniversiteye giriş sınavında hissettiğim, doktora için ALES’inde vedalaştığım, tüm sınavlarından, ölçme ve değerlendirme biçiminden hazzetmediğim kurumdur kendileri.
Gittikçe daha da bir garip uygular oldular sınavlarını.

 

Nasıl bir kurumdur ÖSYM? Sınava girenin 4 yanlış yapmasını gözleyen, 4 yanlış yapınca da 1 doğrusunu götüren kurumdur. Yanlış üzerine kurmuştur sistemini.
Öğrenci 4 yanlış yapınca 1 doğrusunu silen ÖSYM, her düzenlediği sınavda hatalı soru sormasına rağmen; ne özür diler, ne de “sevgili katılımcılar hata yaptık, kusura bakmayın, vaktinizi de yanlış soruyla aldık.” benzeri bir mahcubiyet ifadesi kullanır.

 

Öğrencilerin bir dönem boyunca kusursuz şekilde sınava hazırlanmalarını ister, fakat kendi kusurlarının hesabını asla vermez.
Hemen hemen yaptığı her sınavda hatalı soru soran ÖSYM, çareyi sınav sorularının tamamını değil de, 15-20 tanesini açıklamak da buluyor artık. Açıkladığı 15-20 sorusu içerisinde de hatalı soruları olunca, yine en ufak bir mahcubiyet hissetmedi.

 

İnsan haklarına aykırı sınav düzenleyicidir benim için ÖSYM… Neden mi?

 

Sınav Yeri Uzaklığı
Öğrencilerin büyük bölümü evlerinden 30-40 kilometre uzaklıkta sınava girerler. Zaten stresli olan öğrenci, yetişebilme telaşına düşer. “Ulan ya yetişemezsem” tedirginliği damarlarında gezer öğrencinin. Yol parası; masraftır, milli servettir, israftır. Gönder öğrenciyi mahallesindeki okula, çeksin püfür püfür eşofmanları altına, yürüyerek sınava gitsin. Olmaaaaz… Neden? Öğrenci, mahallesindeki okuldur, ayarlar okulu, kopya falan çeker diye zannımca. Yani baştan güvenmez sana. Potansiyel suçlusundur. O yüzden, sanki sürgün edilirsin 30-40 kilometre uzaklıktaki soğuk bir okula. Hem sınavdan bir gün önce git gör okulu, işin ne?

 

Cüzdan, Anahtar Yok
Basit mantıkla ilerleyelim. Evinden çok uzaktaki okula neyle gidersin? Ya toplu taşıma araçlarıyla ya da kendi aracınla. Bunun içinde yanına para ya da aracının anahtarını alman gerekir. Sınava girerken kapıda polis karşılar. Üstünü başını arar. Cüzdanla, parayla, ev, araba anahtarıyla, saatinle sınava almaz. Maça ya da cezaevine girerken uygulanan muamelenin benzeri. ÖSYM, öğrencinin gökten inerek geldiğini varsayar. Kilometrelerce uzaktaki okula, bir yolunu bulacaksın, yanına para ve anahtar almadan geleceksin birader. Sınav günü okulların girişinde siteyşın araçlar bulunur, araçların üzerinde de A4 kağıtta “Emanetleriniz 1 liraya alınır” yazar. Veya okul kantinine de 1 lira karşılığında emanet edebilirsin cüzdanını, anahtarını, saatini. Tabi güveniyorsan! ALES’e girerken ben, koca koca adamlar; araba, ev, vs. anahtarlarını toprağı eşeleyip gömüyorlardı, sınav çıkışında almak üzere.

 

Kalem, Silgi de Yok
Öğrenci sınava kendi kalemiyle, silgisiyle, ucuyla giremiyor. Ben mesela 07 Rotring kalemimle ne sınavların hakkından geldim. 2B Tombo ucumu da koydum mu, 98 oktan benzinle Ferrari’yi buluşturmuş gibi hissederim. ÖSYM bir set hazırlamış, sıraya koymuş. Setin içinde iki kalem var. Kalem dediğim, odun kalem. 1-2 soruda, şık doldurmada ucu eriyor. Kalemtıraş da var, zırt pırt açıyorsun. O da ne? Kalem çürük. Aha kırıldı bile. Yıl oluyor 2019, otomatik kalem gibi bir nimet varken, odun kaleme mahkum ediyor ÖSYM. Zamanından yiyor, seni uğraştırıyor, kalem çürük çıktı ne yapacağım diye tedirgin ediyor, varlığını hep hisset istiyor. Bir de silmeyen silgisi var. Sert. O da odundan sanırım, hafif zorlamda cevap anahtarını yırtan cinsten. Bitti mi? Hayır. Setten şeker de çıkıyor. Onu da em istiyor. Kanına karışmak istiyor. Hiç emmedim o şekeri. Kişiye özel soru kitapçığı hazırlayan ÖSYM, kişiye özel şeker de hazırlayıp, beni ishal edemez mi? Güvenmiyorum aga! Az daha unutuyordum, odundan mamul çürük kalemlerinin üzerinde yer alan, kamyon arkası yazısı kılıklı “emeğiniz emanetimizdir” yazısını. Canım ya…

 

Tuvalete Gidemen
İnsanlık hali değil mi? Sınav esnasında tuvaletin geldi. Mesanen patladı patlayacak. Veyahut bağırsakların da ani gelişen ve hiç bitmeyen Boca Juniors atakları sıkıştırıyor ceza yayından. Bunaldın. Çıkamazsın. Gidemezsin tuvalete. Gidersen, sınavın geçersiz sayılır. Emeğin heba olur. Tuvalete gidip, kirli fayanslardan kopya almayacağın ne malum? Bu halde sınav salonundan çıkamayan öğrencinin, salona kakasını yapıp, sınava devam ederek, kural ihlali yapmadan sınavını tamamladığı da görülmüştür. Boktan bir durum ama, mecbur işte.

 

Hasta mısın?
Bir sene boyunca sınava çalıştın gece gündüz. Ve tut ki, sınavdan saatler önce apandistin patlamak üzereyken, zor yetiştirdiler seni. Ameliyat oldun. Geçmiş olsun. Veyahut, Allah korusun, yakınını kaybettin. Hiçbirinin önemi yok ÖSYM nazarında. Durumunu belgelesen de, sınavın yanmıştır. Bunu bırak, şeker pompasıyla, şeker hastası öğrenciyi sınava almayan (şeker pompasıyla da kopya çekebilir değil mi?) öğrenciyi kırık kolla, sedyeyle sınava mecbur bırakan, gözünün yaşına bakmayan bir kurumdur ÖSYM.
Kaç can yanmıştır ÖSYM yüzünden? Dönün bakın arşivlere… Sınav stresine kalbi dayanamayıp yaşamı son bulan öğrencinin, evladı kalp krizi geçirip yaşamını kaybedince, buna üzülen anne-babanın da kalp krizi geçirip bu dünyadan göçmesinin müsebbibi kimdir? Kaç öğrenci intihar etmiştir sınav sonrasında? Ve bu kişilerden kaçının yakınına başsağlığına gitmiştir ÖSYM? Çelenk göndermiştir veyahut?

 

Yakışıyor mu uzayda piknik yapmak düşlenirken böyle bir kurum, böyle uygulamalar?

 

Ve son söz:
Ezbere dayalı, öğretmeyen buyuran, halden anlamayan eğitim sisteminde kopya, öğrencinin nefsi müdafaasıdır.